google.com, pub-4785914861842946, DIRECT, f08c47fec0942fa0
3 TONYALI İL YÖNETİMİNDE
3 TONYALI İL YÖNETİMİNDE
İSTANBUL’DA BİR ARAYA GELDİLER
İSTANBUL’DA BİR ARAYA GELDİLER
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR !
GÖRENLER ŞAŞKINA DÖNDÜ
GÖRENLER ŞAŞKINA DÖNDÜ
Haber Detayı
11 Ocak 2021 - Pazartesi 22:00 Bu haber 625 kez okundu
 
- Haberi

 

Davranış, psikolojik anlamda canlıların dış dünyaya karşı gösterdikleri her türlü bilişsel, duyuşsal ve psikomotor (bedensel-fiziksel) tepkilerin genel adıdır. Söz konusu bu parametreler birbiri ile sürekli etkileşim halindedir ve bu etkileşimin sonucunda "davranış" ortaya çıkar.

Son günlerde ABD'de olup bitenlerin belirleyici dinamiklerini, bireysel boyutta "bilinç" üzerinden, toplumsal manada ise "anonim” ya da "kollektif bilinçaltı" kavramlarıyla ve bu kavramların “öznel-nesnel” bağıntıları sonucu açığa çıkan “davranış” tepkisiyle ancak izah edilmesi durumunda olayların daha yüksek bir oranda anlaşılırlığının sağlanacağı kanısındayım. Şüphesiz bu kavramlar, sadece ABD’de olanlar için değil, tüm ülke, toplum ya da milletler için de geçerlidir. Diğer tüm yaklaşımların doğruluk payları çok az sayıda sınırlı olmalarına rağmen tümden ret etmemin söz konusu olmaması gerektiğini de ifade etmeliyim.

***

Öğrencilik yıllarımın yaz tatillerinde, köyümde, adına “yokluk-yoksulluk” denen mahrumiyetin icapları gereği aileme yardımcı olabilmek için çobanlık yaptığım anlardı, elimde Carl Gustav Jung'un "Bilinç ve Bilinçaltının İşlevi" adlı başyapıtı vardı. Nereden estiğini hala dahi kestiremediğim o zihinsel esinti, ileriki yaşantımın ağırlıklı olarak rotasını belirleyecekti. Ve devam ettim sonraları o kulvardaki bilim insanlarının ürettikleri benzer başyapıtların yapraklarını çevirerek; Sigmund Freud, Alfred Adler, Wilhem Reich, Erich Fromm, Ayhan Songar, Engin Geçtan ve bilim odalarından bütünsel manada bir “gökdelen” inşa eden, tarihe psikoloji yorumları ekleyen, sosyolojiyi kuran ve de bilim dünyasında tarih felsefesinde bir ilk ve tek olarak kabul edilen İbn Haldun sadece birkaçı.

***

C.G.Jung; "Bilinçaltı düşüncelerimiz, bilince çıkmadıkça, karşımıza 'KADER' olarak çıkar" şeklinde bir tespitte bulunmuştu vaktiyle.

Bunun anlamı şudur: Bilinç, yani akıl yürüten "zihin" neye inanırsa, "bilinçaltı" da onu kabul eder ve buna göre davranır. Onun içindir ki "zihin yasalarını" bilmek, bu ve benzer olayların toplumsal dinamiklerini ve bu dinamiklerin insan davranışlarına yansıyan etkileri acısından çok önemli, hem de hayati derecede. Başkalarının telkinleri tek başına sizin üzerinizde bir güce sahip değil. Başkalarının böyle bir güce sahip olması, sizin düşünceleriniz aracılığıyla "onay" vermeniz halinde ancak gerçekleşir. Yani sizin zihinsel olarak buna rıza göstermeniz şart.

***

İyi bilinmelidir ki "bilinçaltı" bizimle tartışmaz ve bize karşı gelmez.

Örneğin "Beni bu tür telkinlerle etkilememelisin" demez. Neye inanırsanız onu gerçek alır ya da ölçü olarak kullanır. Binlerce yıllık insan varlığı süresince şekillenmiştir ve insan ruhunun tepkilerini de şekillendirmiştir. Bireysel bilinç ise, kolektif bilinçaltının uçurumları ile çepeçevre sarılmıştır, çok kırılgandır ve temeli her an sallantıdadır. O zaman esas olarak konumuzu ya da benzerlerini “kollektif bilinçaltı” üzerinden götürebilirsek, olayların dinamik süreçlerine inebilme şansını yakalarız.

***

Kolektif bilinçaltı insanın binyıllık geçmişinde öğrendiklerinin, yaşadıkları travmaların, inandıkları mit-efsane ya da söylencelerin bir toplamıdır ve hemen hemen her insanı etkiler. O zaman yerel düzlemde kişilerin, dolayısıyla da evrensel ölçekte toplumların kolektif ya da “anonim” bilinçaltını oluşturan “asıl numune” ya da “ilk örnek” veyahut da “kalıp-şablon” gibi kelimelerle ifade edebileceğimiz “form/lar” belirler insan davranışlarını ve dolayısıyla da kültürel yapıyı.

Ve bu formlar, insan içgüdülerinin “analitik psikoloji”deki tam da karşılıklarıdır; algılarımızı örgütler ve “bilinç” içeriklerini kendi yapısallığında düzenler.

***

İşte ABD’nin toplumsal yapısını oluşturan ve anonim bilinçaltını şekillendiren o ilk form ya da asıl numune, “keşif” değil “işgal”dir. Yani “Amerika’nın Keşfi” ifadesi doğru değil; çünkü Amerika, üzerinde binlerce yıl önce yerleşenler tarafından zaten keşfedilmişti. 500 küsur yıl önce olan şey, Amerika’nın yabancı bir kültür tarafından “işgalidir.” Daha açık bir ifadeyle bir insan ya da bir güç, bir yeri ancak orada kimse yaşamıyorsa keşfedebilir. Eğer ben ya da birkaç grup arkadaş, kalkıp Yunanistan’a gidecek olursak, herhalde “Yunanistan’ın Keşfi” adlı bir makale kaleme alamam. Ama ABD merkezli, küresel oligarşizmin istila ya da işgal ettiği Ortadoğu ülkelerine, özellikle de Irak ve Suriye’ye, Türkiye’nin, en doğal hakkı olan kendi güvenliğini garanti altına almak için kendisini tehdit eden “terör” örgütlerini yok etmek için girdiğinde, başta ABD olmak üzere-maalesef içimizde de var olan- diğer mütemmim cüzleri Türkiye’yi “işgal devleti” olarak suçlamakta.

***

1 Ekim 1492 tarihi, Kristof Colomb’un Amerika’yı keşfettiği gün kabul edilip her yıl bayram olarak kutlanır. Yalnızca istatistiki veriler acısından bakacak olursak, ki genelde doğruyu söylemezler, keşif ya da onların deyimiyle fetihten sonra 100 yıl içinde 150 milyon insan yok edildi. İnsanlık tarihinde bununla kıyaslanacak başkaca korkunç bir olay ya da “katliam” daha bulmak çok zor.

Böyle bir ülkenin bilinçaltında biriken “çatışma-çarpışma” içgüdülerinin volkanik patlamalarını ne kadar önleyebilirsin.

***

1960’lardan itibaren Amerika, Türkiye’ye bir “rüya” olarak sunuldu. “Küçük Amerika” olma hayalleri topluma empoze edildi. Tarihsel gerçeklerin GEN-DNA dizilimi paramparça edildi. Ve dünyanın adeta “ana rahmi” olan Anadolu, “özbilinç”inden yavaş yavaş uzaklaştırılarak düşük düzeyde çalışan bir zihin yapısı ile “boyun eğici-itaatkâr” bir anonim bilinçaltı inşa edildi. Böylelikle de Türkiye, o vahşi batıyı koruyup kollayan bir “radar ülke” konumuna dönüştürüldü.

Oysa günümüzde Amerika rüyası, “ideolojik-kültürel-ekonomik” saldırganlığıyla ve emperyalist vahşetiyle giderek bir kabusa dönüştü.

***

İlk yerlilerinin torunlarının doğal kaynaklarından soyulmuş rezervasyonlarda yaşayan bir ülke düşünün. Ortalama yaşam beklentisi, 1940’lardakinin aynıdır. Bebek ölümleri ulusal ortalamanın yedi kat üzerindedir. Ülkenin en tanınmış siyasal mahkumları Kızılderili ve siyahi önderleri ile gerçek manada demokrasi ve insan hakları savunucularıdır. Seçmenlerinin ancak yarısı oy kullanmaktadır. Temsilciler meclisi ulusu temsil etmiyor ve büyük ölçüde hala erkek ve beyazlardan oluşuyor. Senato, “petro-dolar” milyarderleri temsil ediyor. Dünya nüfusunun yüzde 5’ten azını barındırdığı halde dünya petrol kaynaklarının 25’ini kullanan bir ülkedir ABD. 1970’li yıllardan bu yana bütün ülkelerden daha çok ağaç kesti. Asit yağmurları ve küresel ısınmanın başlıca sorumlusudur.

İşte burası Amerika Birleşik Devletleri’dir.

***

O zaman “yeni dünya düzeni”, “bir rüya” ya da “demokrasinin beşiği” yalanları yerine, ABD patentli “küreleşme kabus”u gerçeğinden bahsetmeli. Bu bağlamda ABD’nde demokrasi, insan hakları ve evrensel hukuk ilkelerinden bahsedilemez. Hatta böyle bir ülkenin adına nezaketen de olsa “Amerika Devletleri Örgütü” ancak denilebilir. Bu örgüt de kuşkusuz bir “terör örgütü”dür.

Hal böyleyken ülkemizde hala, ABD’den “dost ve müttefik ülke” diye bahseden 3.sınıf siyasetçiler ile “hastalıklı akademik hafıza” örnekleri var; kuşkusuz tek istisna Sayın Erdoğan’dır. Ve işin ilginç yanı, bu terör örgütün başına yeni seçilen ve küreselci çetenin sözcüsü olan bir liderin ilk işi bizim muhalefete destek sözü vermesiydi. “Buyurun Cenaze Namazına…”

***

Velhasıl, toplumların bilinçaltları sınırsız bir okyanustur. Şu anda ABD Kongresine yapılan saldırılar, o okyanustan taşan ve eli sopalı bilincin ufak tefek taşlı-topraklı kıyısına atılan birtakım maddelerdir. Kuşkusuz daha şiddetli ve irileri geriden gelmektedir.

***

Padişah öğle uykusundadır. O esnada sokaktan cevizci geçmekte; “Cevizci geldi, ceviz var…” diye bağırmakta. Cevizcinin sesinden olmalı ki padişah uyanır. Muhafızlarına: “Derhal o cevizciyi yakalayın ve cevizleri münasip yerine sokun” buyruğunu verir.

Muhafızlar hemen cevizciyi yakalar ve iş başına koyulur. O esnada cevizci kahkahaları basar. Muhafızlar şaşkına döner ve: “Be zındık herif, ne hoşuna gitti ki kahkaha atarsın?”

Cevizci: “Karpuzcu arkadan geliyor, daha ne olsun ki..!

***

Ey Amerika, karpuzlar arkadan geliyor.”

Kaynak: Editör:
Etiketler: ,
Yorumlar
Haber Yazılımı